|
DOĞUMDA BEBEKLER AĞLAMALI MI ?
Doğum anı ve doğumdan sonraki ilk birkaç saat bebek-anne
bağının kurulması açısından kritik saatlerdir. Hiçbir
müdahale veya ilaç etkisi altında kalınmadan yapılan
doğumlarda anne ve bebeğin karşılıklı salgıladığı
hormonlar bu ilk aşkın kurulmasında hayati rol alırlar.
Bu ilk aşk dolu sevgi bağının kurulabilmesi için doğal
olarak doğan bu bebeklerin annelerinden uzaklaştırılmak
yerine kordonu bile kesilmeden anne kucağı ile
buluşturulması gerekir. Bu sayede doğumda bebekler
üzerinde oluşabilecek psikolojik travmalar hiç yaşanmaz,
bebek kendini güvende hisseder, sevildiğini hisseder.
Bu ilk dakikalarda anne-bebek bağının en kısa sürede
kurulması artık tartışma olmaktan çıkmış insancıl ve
bebeğe saygılı doğumun vazgeçilmez bir gerçeği olmuştur.
Peki gerçekler bu kadar önümüzde olduğu halde
biz doktor ve ebeler doğum anına ve bebeğin doğumda
yaşadıklarına ne kadar saygılıyız ?
Ülkemizde yapılan standart bir doğum anında
bebeklerimizin yaşadıklarına bir bakalım..
Doğum odasında bir kargaşa, bir koşturmaca, bir gürültü
hakimdir.
Doğum yapmak üzere olan kadına enerjisinin büyük kısmını
açılma döneminde dikkatsizce harcadığından yorgundur.
Gebemize sürekli neler yapması gerekiği yüksek sesle
anlatılmaktadır. Zaten panik bir halde olan gebemiz bu
anlatılanların çoğunu duyamaz bile, tek yapmak istediği
biran önce doğurup bu gerginlikten kurtulmaktır.
(aslında farkında olmadan bebekten kurtulmaya
çalışmaktadır.)
Bir de bizlerin daha çok ıkınması için dikkatsizce sarf
ettiği "çabuk ıkın, bebeğin zor durumda, yoksa
ölür.."gibi cümleler onun tedirginliğini ve başarısız
olma ve bebeğini kaybetme duygularını arttırır.
Bu olumsuz şartlar altında bebeğimiz bir şekilde başını
çıkarır...
Bu yeni dünyada ilk karşılaştığı şey ilk defa görecek
gözlerine tutulmuş spot ışıklarıdır.
Gece yarısı uyandırılıp gözünüze projektör tutulduğunu
hissedin, gözleriniz yanar, korumak için sımsıkı
kapatırsınız.Bebeğimizin de başına gelen budur.
Ardından biri başından tutarak onu güçlüce çeker..
Uyandığınızda başınızdan çekildiğinizi hissedin...
bebeklerde aynı duyguları yaşar.
Bebeğimiz doğar doğmaz, ilk defa yerçekimi ile tanıştığı
bu anda biri onu ayaklarından tutarak ters çevirir,
yaşadığı duyguları hayal bile edemiyorum...
Hatta ayaklarına vurur biran önce nefes alsın diye. Bu
darbelerin onda yaratacağı travmayı hissedin...
Ve ilk nefesini alır..ilk nefes...İlk defa sigara
içtiğinizi veya ilk defa alkolle tanıştıığınız günü
hatırlayın..evet bu ilk nefes onun için yabancı bir
histir, belki de akciğerleri bu nefesle yanar...
Daha bu nefese alışamadan kordonu aniden kesilir, oysa
yaşamsal tüm gereksinimleri oradan geliyordur, oksijen
gereksinimi de..Kordon onun için güvendir.
Birdenbire onun için güvenli olan kordon yerine bu acı
dolu nefesle karşı karşıya kalmıştır..
Çığlık çığlığa ağlar..
gözleri ışıktan kamaşmış, akciğerleri yanıyordur ve
başaşağı durumda yerçekimiyle tanışmıştır..
Ağlar...belki geri huzurlu yuvasına dönmek ister belki
de annesinin güven dolu yakınlığını hissetmek ister. Bu
yüzden ağlar.."Annem nerede" diye ağlar...
Peki biz ne yaparız...
Onu annesiyle buluşturmak yerine arkada mekanik bir
masaya atarız..lastik eldivenler, metal aletler, oksijen
tüpleri, aspiratörlerle dolu tamamen yapay bir ortam
yaratırız ona.
O hiç dokunulmamış hassas cildini bizim için normal ama
onun için kaba, zımpara gibi kumaşlarla sileriz...güya
onu temizleriz.
Boğazından içeri lastik hortumlar sokup içindeki sıvıyı
almaya çalışırız..
Ve o sürekli bağırır.."annem nerede, annem nerede,
neresi burası.."
Ve kapatır kendini..ellerini ve ayakların kasar, tehlike
olarak algıladığı bu anda kendini kapatır ve korumaya
çalışır..
Ve sürekli ağlar, ağlar, ağlar..
Ve ne büyük bir ironidir ki biz o ağladıkça mutlu
oluruz..O acı çektikçe mutlu oluruz...
Anne mutludur, bebeği doğurmuş ve o gerginlikten
kurtulmuştur...
Doktor mutludur, başarı kalbi atan ve nefes alan bir
bebeği anneye teslim etmektir onun için...
Peki ya bebek..bebeği hiç farkeden oldu mu?
O HALA AĞLIYORDUR !!!
Peki bunu düzeltmek mümkün mü??? Bebeklerimizi bu
travmadan kurtarmak çok mu zor???
Aslında çok basit uygulamalarla bebeklere saygılı ve
insancıl bir doğum odası ve doğum planlamak mümkün.
Mesela önce anneyi eğiterek başlasak işe ve annenin
doğum boyunca yaşayacağı korkular üzerine çalışsak..
Sakin, korkusuz ve gevşemiş, doğum süreci ve doğum anı
hakkında bilinçli bir anne sakin bir doğum
demektir..Doğumda çoşku hatta ağrısız bir doğum
demektir...Tüm doğal ve sevgi odaklı hormonların
mükemmel uyumu ve salınımı demektir...
Sonra doğum odasında doğum işini bu gebemize bıraksak,
ona güvensek..
O bedeninin yönlendirmesini izleyerek doğal güdülerini
kullansa..
Ikınması gerektiğini hissettiğinde ıkınsa..Onu paniğe
sevketmesek, sabırlı olsak...
Doğumda anneye ve bebeğe güvensek...
Ve sessizlik sağlasak doğum odasında...
Doğum kutsal bir andır ve tüm kutsal yerlerde ve
olaylarda sessizlik hakimdir...Bizler sadece izlesek,
sadece yanında olduğumuzu hissettirsek...
Ve o bebeğin gözünü yakan spotları kapatsak...inanın hiç
ihtiyacımız yok bu spotlara doğumda...
Bebeklerimiz doğumun ilk saniyesinde kapamasalar
kendilerini..bu şoku yaşamasalar.
Ve doğum anı...O ilk aşk için herkes hazır...
Anne hadi bebeğim diye ıkınıyor...
Kargaşa yok...panik yok..Güzel bir ana tanıklık var
sadece...
Herkes seyirci...sadece anne ve bebek sessizce
çalışıyorlar...
Bebeğimiz doğar doğmaz daha neredeyim ben demeden
annesinin onu bekleyen sımsıcak göğsü ve onu saran
elleriyle buluşsa..
Kordonunu hemen kesmesek..en azından akciğerlerinden
gelen bu yeni hissin ona zarar vermediğini anlayana
kadar kordonun ona güven veren hissini korusak..Zaten
birkaç saniye içinde bebeğimiz kontrolü ele alacak ve
kordondaki kan akımı duracak..
Onun bu geçiş dönemine saygı duysak..
Ve o ilk karşılaşma...
Salgılanan doğal hormonlar hem anneyi hem de bebeği bu
ilk aşka hazırlar...
Bu ilk bakışa...
Anne bebek aşkı bu ilk dakikada başlar..
Bebeğimiz aldığı ilk nefesten sonra annesinin göğsüyle
buluşmuş ve sadece onun sesini duymuştur...
Yeni bir dünyadır ama korkmasına hiç gerek yoktur.Çünkü
annesini gebelik boyunca ona güven veren sevgi dolu kalp
atışı yine ona güvende olduğunun hissettirmektedir.
Bu yüzden panik olmasına gekek yoktur...
Bırakır kendini rahatça, gevşer, sakin nefesler alır,
annesini dinler, arada başını kaldırır ona bakar.
Güvendedir, ağlamasına gerek yoktur. AĞLAMAZ BU
BEBEKLER...
Burada bir konuya açıklık getirmek lazım. Bebekler ilk
doğduklarında refleks bir ağlama ile nefes alırlar ve bu
yenidünyaya "Merhaba" derler. Bu ağlama onların
akciğerlerinin fonksiyon görmesi içi yeterlidir.
Doğumdan hemen sonra anneleri ile buluşunca bu ağlama
bazen devam etse de çok agresif bir ağlama olmaz. Daha
çok bir çeşit iletişim gibidir. Eğer anne huzurlu bir
doğum yapmışsa ve bebeğine sıcak bir yaklaşımla o güzel
sesiyle hoş geldin diyorsa o zaman bu ağlama yerini
sakinlik ve huzura bırakacaktır. Yani doğduklarında
oluşan refleks ağlamaları, doğum anına kadar yaşadıkları
ve doğum anındaki duygulanımlarına bağlı olarak değişken
özellikler gösterecektir.
İşte anneye ve bebeğe saygılı, daha insancıl bir doğuma
imza atmak bu kadar kolay kolaydır. Ama ilk değişimin
önce kendi içimizde yaşanması gerekir...
Artık gözlerimizin önündeki perdeyi kaldırmalı ve
annelerimizle bebeklerinin çektiklerini fark
etmeliyiz...
Sonra değişim kendiliğinden gelecektir...Annelerimiz ve
bebeklerimiz kendilerine saygılı doğumlara
kavuşacaklardır.
Bebeklerimiz doğumda herşeyin farkındadır. Yandaki
resime bir bakın; bu bebeğin hiçbirşey algılamadığını
söylemek mümkün mü?
Ben ve ekibim anne ve bebeklere saygılı daha insancıl
doğumlar için çalışıyoruz. Ama inanın yılların
alışkanlıklarını kendimizde bile yıkmak zaman alıyor.
Doktor olarak doğumu, gebeyi yönetmeye o kadar alışmışız
ki herşeyin kontrolünü eğitim vermiş olmamıza rağmen
gebeye bırakırken uzun bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Ancak
doğumda bu sabrı göstermeye başladığımızdan beri
doğumlara bakışımız değişti. Bizler yönetenden çok
seyirci olmaya başladığımızdan beri gebelerimizden ve
çiftlerimizin birbirlerine desteğinden çok şeyler
öğreniyoruz. Bebeklerimizi annelerin göğsüne bırakırken
çekiniyorduk, birşey olur mu diye...Yılların
alışkanlıklarını yıkmak kolay değildi..Ancak
bebeklerimizi izledikçe onlardan öğrendik...Çok
rahattılar...Ağlamadılar...Anneleriyle iletişim
halindeydiler...Başlarını kaldırıp onlara
baktılar...Konuşunca yüzlerini o yöne çevirdiler...Hatta
güldüler...Bebeklerimizi yeniden keşfettik...
Fransa'da ev tipi doğum odaları, suda doğum ve anneye
saygılı doğumun yaratıcılarından Michel Odent kitabı "Primer
Sağlık"(Primal Health) kitabında doğuma kadar geçen
süre, doğum anı ve doğumdan sonraki kritik zaman
diliminde bebeklerin yaşadıkları travmalar ile erişkin
dönemde karşılaştıkları davranış bozuklukları ve sağlık
problemleri arasındaki bağlantıları irdelemektedir.Bu
kitapta doğum anında bebeklerimizin yaşadıkları herşeyi
hatırladıkları, bu yaşadıkları travmalar nedeni ile uzun
dönemde davranış bozukluklarına eğilimli olduklarını
anlatmaktadır. Sanayileşmeyle gelen kentsel hayattaki
bireylerde görülen kendine ve başkalarına karşı sevgi
eksikliklerinin kökenlerini doğum anında yaşananlarda
aramakta ve bu konuda araştırmalar yapmaktadır. Bu
yüzden doğum anına saygı, anne-bebek bağının sevgi dolu
ve insancıl biçimde kurulması toplumsal barışın
sağlanması, insanlarımızdaki bu sevgi eksikliğinin
giderilmesinde hayati bir öneme sahiptir.
Doğum anında anne-bebek bağının kurulmasında bizlerin
katkısının yanında asıl önemli olan doğal doğumda
salgılanan hormonların düzgün salınımıdır. Doğumun
doğallığı bu hormonlarda gizlidir. Doğum hormonları bu
ilk aşkın oluşumunda hayati öneme sahiptir. Bu
hormonlarların etkileri ve düzgün salınmaları doğal
doğumun ve onun pozitif etkilerinin temelidir.
Op.Dr.Hakan
Çoker LCCE(Lamaze Certified Childbirth Educator)---HypnoBirthing®
Practitioner
Ametist Hamile Eğitimi-Marmaris
hakancoker@dogaldogum.com
www.dogaldogum.com
Doğal Doğuma Destek ve Hazırlık Grubu
www.health.groups.yahoo.com/group/dogaldogum2008/
252 4135513/5422151473
|